Bebeklerde Burun Tıkanıklığı ve Tedavisi
03 Nisan 2011 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
Yorumlar kapalı
Bebeklerde ve bütün insanlarda burundan yapılan solunum (nazal solunum) temel ve zorunlu bir fonksiyondur ve özellikle de bebekler altı aylık olana kadar ağızdan solunum içgüdüsü bulunmayan bebekler için hayati önem taşır. Burun nefes alıp vermenin yanı sıra, nefes yolu ile burundan vücuda giren havanın nemlendirilmesi, ısıtılması, filtre edilmesi, basıncının ve akış hızının düzenlenmesi, ayrıca koku alma ve orta kulağın havalandırılması fonksiyonlarına da sahiptir. Devamını oku
bebeklerde sarılık nasıl anlaşılır, belirtileri ?
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
Yorumlar kapalı
yenidoğan bebeklerde sarılık hastalığı nasıl anlaşılır, belirtileri nelerdir? yenidoğan bebekte sarılık bebeğin cildinin ve göz aklarının sarı olmasıdır. bu sarı rengin sebebi kandaki bilirubin adı verilen sarı pigmentlerdir. bilirubin vücut tarafından atılamaz ise kanda birikir ve bebeğin cildinde sararma görülür.
yenidoğan bebekte sarılığın sebepleri nelerdir.
bu konuda 4 ayrı sebep sayılabilir.
1- fizyolojik sebepler: doğumdan hemen sonra bir iki gün içinde görülen sarılıktır. bebeklerde karaciğerin tam olgunlaşmamış olması nedeniyle bilirubinin yeterince atılmamasından kaynaklanır. bir hafta içinde kendiliğinden kaybolur. bebeğe her hangi bir zazarı yoktur.
2- yetersiz anne sütü alımına bağlı sarılık: anne sütünü yetrsiz alan bebeklerde görülebilir ve biraz daha şiddetlidir. anne sütü artırılmalı bebek daha fazla emzirilmelidir.
3- fazla anne sütü alımına bağlı sarılık: bu tip sarılık anne sütü alana bebeklerin yüzde 1-2 sinde görülebilmektedir. anne sütü içindeki özel bir maddeye bağlı olarak gelişir ileriki günlerde kendiliğinden kaybolur. genellikle zararsızdır.
4- kan uyuşmazlığına bağlı sarılık: kan uyuşmazlığına bağlı sarılık bebeklerde ölümle sonuçlanabilecek bir rahatsızlıktır. annenin kanı Rh neğatif bebeğinki Rh pozitif ise kan uyuşmazlığı vardır. Bu durum ilk yapılan doğumdan veya düşükten sonra gerekli müdaheleler y
bebeklerde altıncı hastalık nedir?
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
Yorumlar kapalı
bebeklerde altıncı hastalık nedir? bebeklerde altıncı hastalık ateş dışında ciddi bir belirtisi olmayan virüslerin neden olduğu bir rahatsızlıktır. özellikle altıncı aydan sonra görülür. belli bir tedavisi yoktur. bebeğin ateşi düşürülmeli ve olası bir havale tehlikesinin önüne geçilmelidir.
bebeklerde altıncı hastalık belirtileri nedir?
hastalık yüksek ateşle başlar. birkaç gün içinde atş gider ve geriye vücudun çeşitli bölgelerinde kırmızı noktacıklar ve döküntüler görülür.
altıncı hastalık nasıl bulaşır? bulaşıcı mıdır?
bebeklerin altıncı aydan itibaren her ellerine geçeni ağızlarına götürmeleri bilinmekte. altıncı hastalığın bebeklerin bağışıklık sistemlerinin gelişmesine bağlı vücudun gösterdiği bir tepki olduğu ve ateş dışında herhangi bir tehlikesinin bulunmadığı bilinmelidir.
bebekler ne zaman yürütece binmeli
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
bebekler ne zaman yürüteç kullanır, halk ağzıyla örümceğe binebilir? aslına bakılırsa yürüteç kullanılmasını hiç bir uzman önermez. Çünkü yürüteç bebeğin gelişim aşamlarını atlayarak geçmesine neden olmaktadır. bebeğin yuvarlanması, dedelenmesi, destakli olarak ayakta durması yürümek için azim göstermesi bebeğin hem kas gelişimi hem psikolojik gelişimi için önemlidir.
mesela örümceğe bindiği için düşmeyen bir bebek örümceksiz yürürken korkabilmekte ve geç yürüme sorunu ile karşılaşılmaktadır.
ayrıca örümcek yürüme bozukulukları, bacak aralarının açık olması gibi sorunlara yol açabilir.
Yürüteçi illa ki kullanmak istiyorsanız bebeğinizi fazla bindirmemenizi öneririm. bebeğe yürümek için mücadele etme fırsatı verin. kanape ve kotuğa tutunarak yürümesini sağlayın. ellerinden tutup yürütün. bunlar bebeğiniz için daha doğrusu olacaktır.
Ateş Düşürme Yöntemleri
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
bebeklerde yüksek ateş nasıl düşürülür? ateş vücudun mikroplara karşı savaştığının bir göstergesidir. bu sebeple bebeğin ateşi her yükselmesinde hemen ateş düşürücüye başvurmak yanlıştır. öncelikle bebeğin ateşi hangi rahatsızlığa bağlı bunu bilmek ve rahatsızlığı ortadan kaldırmak önemlidir.
bebeklerde ateş neden yükselir?
bebeklerde ateşin yükselmesinin çok çeşitli sebepleri olabilir. mesela ağrılı durumlarda ateş yükselebilir, grip gibi rahatsızlıklara karşı vücudun tepkisi olabilir. sıcak çarpması olabilir. bu nedenle ateşi yükselen bir bebeğin doktora götürülmesi doğru olacaktır.
bebeklerde ateş kaç derece olmalıdır.
ağızdan ölçümlerde 37 derece normaldir. koltuk altından ölçümlerde 36,5 normal değerdir. bazı bebeklerin vücut sıcaklığı her zaman yüksek olabilmektedir ancak bu çok büyük farklılık göstermez.
eğer bebeğin ateşi 39 dereceye ulaşmışsa düşürmek doğru olacaktır.
bebeklerde yüksek ateş nasıl düşürülür.
bebeğin havale geçirmemesi için mutlaka bebeğin ateşi düşürülmelidir. Öncelikle elbiselerini çıkarın. bebeğinize ateş düşürücü şurup veya ateş düşürücü fitil verebilirsiniz. (calpol, minoset, fitil olarak paranox) Fitil etkisini daha çabuk gösterecektir. ilaçlar etkisini gösterene kadar; ıslak bir bezle alnını, boyunlarını koltuk altını ve yavaş yavaş bütün vücudunu silin. Bunu suya bir miktar sirke katarak yapabilirsiniz, daha etkili olur. eğer yine düşürememişseniz ılık bir banyo yaptırın.
bebeğinizin üzerini asla bastırmayın. sabaya veya kalorifere yakın yatırmayın, olabildiğince serin yerlerde tutmaya çalışın. tüm bu çalışmalar fayda vermezse bir sağlık ocağına götüp ateş düşürücü iğne yaptırabilirsiniz.
bebekler ne zaman görmeye başlarlar ?
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
Yorumlar kapalı
yenidoğan bebekler ne zaman görmeye başlarlar. Aslında bebekler doğumdan hemen sonra görmeye başlarlar. Ancak görüntü oldukça bulanık renksiz ve karışıktır. Gördüğü şeyleri ayırt edemez sadece fark etme vardır. Kırmızı renkli nesneleri daha iyi algılar, yüksek ışığa duyarlıdır ve gözünü krıpabilir.
bebekler ne zaman görürler. bebeklerin görümesini bir nesneyi gözlerinin önünden sağdan sola veya soldan sağa hareket ettirerek anlayabilirsiniz. ebebek kısa bir süre duracak ve hareket eden nesneyi algılamaya çalışacak bu sırada gözleriyle takip edecektir.
Görme mesafesi 30 cm dir. Birinci ay sonunda 50 cm uzağa kadar görüp algılayabilir. Tıpkı diğer organlar gibi göz de zamanla gelişir olgunlaşır.
bebeklerde iÅŸitme testi
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
Bebeklerin binde ikisinde işitme problemi görülmektedir. İşitme problemi olan bebekler, erken teşhis edilip, gereken önlemler alınmalıdır. Çünkü bebeklerde sağırlık-dilsizlik gibi  hatta zeka ve gelişim geriliği gibi problemlere sebep olmaktadır . bu bebeple işitme testi mutlaka yapilmalıdır.
bebeklerde işitme testi ne zaman yapılır.
bebeklerde işitme testi doğumdan hemen sonra hastanede yapılır. eğer yapılmamışsa bir hafta içindde mutlaka yapılmalıdır.
bebeklerde işitme testi nasıl yapılır.
Bu işlem  15 dakikada yapılan oldukça basit bir işlemdir, bebeğe hiçbir rahatsızlık vermez.Yenidoğan bebeğin her  kulağına belli şiddette sesler verilir. verilen sesleri duyup duymadığı beyin dalgaları ölçülerek anlaşılır. Testin güvenilirliği yüzde 97 oranındadır.
Bebeklerde iştahsızlık sebepleri nelerdir?
23 AÄŸustos 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı, Genel
Yorumlar kapalı
bebeklerde ve çocuklarda iştahsızlık sebepleri şöyle sıralanabilir; 1- Anemi; yani kansızlık. Bu bebeklerde ve çocuklarda iştahsızlığın en çok görülen sebeplerindendir. gerekli tahliller yapılarak çocuğun kansızlığı anlaşılabilir. eğer çocuğunuz kansız ise kan şurubu içirilebilir. kan yapıcı gıdalar verilebilir.
2- bağırsak parazitleridir. bağısak parazitleri bebeğin kansız ve iştahsız olmasının önemli sebeplerindendir. bebeğin zayıf kalmasına sebep olur. yine yapılacak bir bir testle bebeğin bağırağında parazit olup olmadığı anlaşılabilir. gerekli şuruplar kullanılarak bağırsaklarındaki parazitler düşürülebilir. havuç bu konuda bitkisel bir çözüm olacaktır.
3- anne babaların hataları; maalesef çocukların iştahsızlığında anne ve babaların yaptığı hatalar baş roldedir. Özellike düzenli yeme alışkanlığının olmaması, sofra kurulmaması, abur cubur atıştırılması temel iştahsızlık nedenidir. radikal kararlar alınmalı ve asla iştah kesici ve sağlıksız gıdalar olan çikolata, kola, cips vb. gıdalar eve sokulmamalıdır.
4- damak tadı; özellikle iki yaşından sonra bebeklerde damak tadı gelişmeye başlar ve yeni alınan gıdalara karşı iştahsızlık, isteksizlik meydana gelir. örnegin sürekli marketten alınan yumurtaları tüketen bir çocuk köy yumurtası yiyemez. hazır yoğurt yiyen bir çocuk köy yoğurdu yiyemez. hazır katkılı gıdalara alışan bir çocuk doğal gıdalara karşı iştahsızdır.
5- hamilelik ve emzirme dönemi; yukarıda bahsedilen damak tadı konusuyla bağlantılı olarak hamilelik ve emzirme döneminde her gıdadan almayan annelerin bebekleri iştahsız olabilmektedir. anneler bu dönemlerde her gıdadan tüketmeye çalışmalı… unutmayın ki bebek sizden besleniyor…
bunların yanında çeşitli hastalıklar mide bağırsak rahatsızlıkları iştahsızlığa neden olabilmektedir. gerekli teşhis ve tedavi mutlaka yapılmalı bebek gereksiz yere yemeye zorlanmamalıdır.
Anne Baba ve Çocuk İlişkisi
12 Temmuz 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı
Anne Baba Olarak Siz ve Çocuğunuz
Yeni doğmuş bebeğinizi hastaneden eve getirdiğiniz ilk günlerden çocuğunuzu okula ya da başka bir kariyer adımına yolladığınız günlere kadar ebeveynliğinizin her evresi sizin için bir sınav oluşturmaktadır. Fakat bazı evreler vardır ki diğerlerinden daha çok mücadele gerektirir. Birçok ebeveyn için, bebeklikten hemen sonra gelen küçük çocuk dönemi bu zor dönemlerden biridir.
Küçük çocuğunuzun bakımı o kadar kolay olmasa da, hayatınızın en keyifli deneyimlerinden biri olabilir. Küçük çocukların sizi hiddetlendirebilecek bir hareketleri, onları çok şirin gösterebilir. Benzer şekilde, sizi öfkeden çıldırtabilecek davranışları onların çok sevimli görünmelerine, korkunç olarak nitelendirilebilecek olaylar ise müthiş görünmelerine yol açabilir.
ÖFKELİYSENİZ
“Bugün kızımın huysuzluÄŸu üzerindeydi, benim de sinirlerim gerçekten çok bozuktu ve kontrolümü tamamen kaybettim. Kendimi çok suçlu hissediyorum.”
Herkesin bazen kendini kaybetmeye hakkı vardır, fakat küçük çocuk ebeveynleri için bu, daha kolay kabul edilebilecek bir harekettir. Küçük çocuklarla ilgilenmek çok güç olabilir. Çocukların saçma ve mantıksız davranışları en iyi anne babaların bile sabrını taşırabilir. Kötü bir günde öfkenizi yenememeniz hem anlaşılabilir, hem de affedilebilir bir davranıştır. Kendinizi suçlu hissetmenizin sorunun çözümüne hiçbir faydası yoktur. Hatta sizi daha da sinirli bir hale getirebilir (“Bu çocuk kendimi çok yetersiz bir ebeveyn olarak hissetmeme yol açıyor.”)- Bu nedenle kendinizi affedin ama bu kadarla da kalmayın. Bu taÅŸkın davranışınız için çocuÄŸunuzdan özür dileyin ve ona, “Çok sinirliydim ve bu nedenle kendimi kaybettim. Sana bağırdığım için çok üzgünüm” deyin; eÄŸer çocuÄŸunuza vurduysanız, bu yüzden de özür dileyin ve ona “Sana vurduÄŸum için çok üzgünüm, bu çok yanlış bir davranıştı” deyin. Kızınıza bu sinirli davranışınızın onu sevmediÄŸinizi göstermeyeceÄŸini söyleyin. Onu sevmediÄŸiniz için deÄŸil ama yaptığı ÅŸey yüzünden böyle davrandığınızı belirtin ve bunu iyice anlamasını saÄŸlayın. EÄŸer bu öfkeli davranışınızın sebebi çocuÄŸunuzun davranışı deÄŸil de kendi ruh haliniz ise o zaman çocuÄŸunuza “Kendimi çok kötü hissediyordum, bu yüzden sana bağırdım, çok üzgünüm” diyerek açıklama yapabilirsiniz.
Sürekli ne kadar üzgün olduğunuzu, çok kötü bir ebeveyn olduğunuzu söyleyip dramatik bir şekilde yalvarıp af dilemeyin, çünkü bu davranışınız çocuğunuzu kendinizi kaybettiğiniz andan daha fazla korkutur. Günün geri kalanında ev kurallarında gevşek ve hoşgörülü davranarak bu hatanızı telafi etmeye çalışmayın. Bunun yerine çocuğunuzu sevgiyle kucaklayın ve daha sonra hemen ikinizin de eğlendiği bir aktivitey-le uğraşmaya başlayın.
Gelecekte, çok kötü günlerde bile sinirinizi etkili bir biçimde kontrol etmenize yardımcı olacak öneriler için 690. sayfaya bakabilirsiniz. Çocuğunuza vurma isteğinizi nasıl kontrol edeceğinizi öğrenmek için de bundan sonraki bölümü okuyabilirsiniz.
KONTROL DIÅžI VURMAK
“OÄŸluma vurmamam gerektiÄŸini biliyorum, ama öfkelendiÄŸim zaman kendime engel olamıyorum. Ne yapmam gerektiÄŸini bilmiyorum. “
Çocuğunuza sık sık öfke içinde saldırmak bir tehlike işaretidir. Çocuğunuza ciddi biçimde zarar vermeseniz bile onun fiziksel ve duygusal olarak zarar görme olasılığı vardır. Şu anda, sizin bu öfkeli saldırılarınız daha ciddi sonuçlar doğurmadan önce profesyonel bir yardım almanızın zamanı gelmiştir. Çocuğunuzun doktoru ya da kendi doktorunuzla veya psikiyatrınız, aile danışmanınız gibi konuyla ilgilenen başka bir profesyonelle konuşup yardım isteyebilirsiniz. Kontrolünüzü kaybetmenizin sebebi alkol ya da hap kullanmanız ise o zaman bu sorununuzu çözmek için de yardıma ihtiyacınız olacaktır, çünkü madde bağımlısı olan bir kişi iyi bir ebeveyn olamaz.
Eğer eşiniz de bu gibi şiddet yanlısı davranışlarda bulunuyorsa, onun da yardıma gereksinimi vardır. Bu gibi eğilimleriniz kontrolünüz dışına çıkmadan önce hemen, hiç vakit geçirmeden yardım almalısınız.
DEPRESYONDAYSANIZ
“Kederli olduÄŸum zamanlar çocuÄŸumun önünde neÅŸeli davranmakta zorlanıyorum. Benim ruh halimin kızımı nasıl etkilediÄŸi konusunda endiÅŸeliyim.”
Aramızda en dertsiz olanımız bile her zaman güler bir yüz takmamanız. Kendinizi kötü hissettiÄŸiniz zamanlarda bir de suçlu hissederek sıkıntınızı artırmanıza hiç gerek yoktur. Moralinizin bozuk olduÄŸunu çocuÄŸunuzun bilmesinde sakınca yoktur, ayrıca bunun farkında olması önemlidir. Üzgün iken duygularını saklayan ebeveynlerin çocukları kendilerinin de devamlı mutlu olmaları gerektiÄŸini düşünerek büyüyebilirler ki bu da eriÅŸilmesi çok zor bir hedeftir. Ya da üzgün oldukları zaman duygularım saklamaları gerektiÄŸini düşünürler. Çocukların, hayatın iniÅŸli çıkışlı olduÄŸunu, üzgün oldukları zaman duygularını baÅŸkaları ile tartışmalarının ve yardım istemelerinin normal olduÄŸunu bilmeleri son derece saÄŸlıklıdır. (“Bana sarılırsan eminim ki kendimi daha iyi hissedeceÄŸim.”)
ÇocuÄŸunuzun sizin ne hissettiÄŸinizi bilmesinde sakınca yoktur, fakat onu probleminizle sıkmamalısınız. ÇocuÄŸunuz arada sırada “Bugün kendimi biraz kötü hissediyorum” demenizi anlayışla karşılayabilir ama bunu çok sık duymamalıdır. Ayrıca ailevi problemlerinizle de ona fazla yüklenmemelisiniz. (“Bugün baban iÅŸini kaybetti. Åžimdi biz ne yapacağız?”) Bu arada sizin üzüntünüz yüzünden kendini sorumlu hissetmemelidir (kızınıza üzgün olduÄŸunuzu, ama bunun sebebinin onunla ilgili olmadığını söyleyebilirsiniz) ya da sizin kendinizi daha iyi hissetmeniz için kendisinin sorumlu olduÄŸunu düşünmemelidir. (EÄŸer onun sarılması sizi neÅŸelendirmeyecekse, ondan böyle bir ÅŸey istememelisiniz.)
SAKİN OLMAK
Özellikle evde küçük bir çocuk varsa kimse devamlı sakin, rahat ve soğukkanlı davranamaz. Fakat ebeveynin sık sık asabi davranışlar sergilemesi hem kendisi hem de çocuk için zararlı olacağı için aşağıdaki basit stratejilere bir göz atmak sinirli davranışları en aza indirgemek için iyi bir fikir olabilir:
Tehlikeli günlerde stresten uzaklasın: Çocuğunuzun sızlandığı, huysuzlandığı zamanlar, işinizde problemleriniz olduğunda, eşinizle, annenizle, yakın arkadaşınızla kavga ettiğinizde, âdet döneminizdeyken, tam işin ortasındayken çamaşır makineniz bozulduğunda ve tamirci gelecek haftadan önce gelemeyeceğini söylediğinde sinirden çıldırmanız daha olasıdır. Buna benzer bir gün geçirdikten sonra stresinizi artıracak aktivitelerden uzak durmaya çalışın (örneğin çocuğunuza ayakkabı almaya gitmeyin). Bunun yerine, hem sizi hem de küçük çocuğunuzu kesinlikle rahatlatacak bir aktivite yapın (örneğin beraber parka gidin ya da ayaklarınızı uzatıp video seyredin).
Meselelerinizi dikkatle seçin: Çocuğunuzu her konuda azarlamak yerine sadece önemli bazı konularda tavrınızı koyun. Çocuğunuz kendiliğinden bu tutumun adil olduğunu fark ettiği zaman (erişkinler de her zaman istediklerini elde edemezler) kendini her konuda tartışmak için eskisi kadar zorunlu hissetmeyecektir. Bu iki taraf açısından da kavgaları azaltacaktır ve gerektiğinde sözünüzü dinletmeniz daha kolay olacaktır. (Disiplin ve sınırlandırma konusunda daha fazla bilgi için 109 ve 46. sayfalara bakın).
Bir ara verin: Sinirden kudurduÄŸunuzu hissettiÄŸiniz zamanlar, birkaç dakika konudan uzaklasın. Ona kadar sayın (ya da gerekirse yüze kadar), birkaç derin nefes alın (doÄŸum derslerinde öğrendiÄŸiniz nefes egzersizlerini uygulayın), meditasyon yapın, zevkli bir ÅŸeyler düşünün, ya da sizi rahatlattığını düşündüğünüz bir cümleyi sakinleÅŸene kadar defalarca kendi kendinize tekrarlayın (“Çok sakinim ve huzurluyum ” gibi). Bu arada kendinize gelene kadar da çocuÄŸunuzu yalnız bırakmayın.
Sözcüklerinize dikkat edin: Sinirlenmenizde yanlış bir ÅŸey yoktur çünkü öfke de doÄŸal bir duygudur. Fakat birine fiziksel veya duygusal olarak zarar vermeden bu siniri ifade etme yetisi, doÄŸuÅŸtan sahip olduÄŸumuz bir özellik deÄŸildir. ÇocuÄŸunuzun yaptığı veya yapmış olduÄŸu sizi sinirlendiren bir hareket karşısında otomatik olarak hiddetlenip saldırmak yerine hislerinizi mantıklı ÅŸekilde, kırıcı olmadan ifade etme konusunda kendinizi yetiÅŸtirmelisiniz. “O kadar kötüsün ki beni hiç dinlemiyorsun!” demek yerine “Beni dinlemediÄŸin zaman o kadar sinirleniyorum ki bağırmak istiyorum” diyebilirsiniz.
Sinirinizi dışa vurun: Kendinizi çok sinirli hissediyorsanız derhal çocuÄŸunuzdan uzaklasın ve saldırgan duygularınızı boÅŸaltmak için incitemeyeceÄŸiniz bir ÅŸey bulun. Bir yastığı yumruklayabilirsiniz (ama vahÅŸice deÄŸil, çünkü çocuÄŸunuzu korkutabilirsiniz), yerinizde yürüyüp, zıplayabilirsiniz, ya da oda içinde turlar atabilirsiniz. ÇocuÄŸunuza “Yapmış olduÄŸun ÅŸey için gerçekten sana çok sinirlendim. Bu nedenle, sanırım sinirim geçene kadar bu odada iki tur atacağım.” Sinirinizi çocuÄŸunuzun taklit etmesini istemediÄŸiniz ÅŸekillerde ifade etmemelisiniz, yani kapılan çarpmamalı, tabakları atmamalı, duvarlara vurmamalısınız. Ayrıca yine, çocuÄŸunuzu yalnız bırakmamalısınız.
Öfkenizi yazıya dökün: El altında bir defter bulundurun ve kontrolünüzü kaybetmeye başladığınızı hissettiğiniz zamanlar öfkeli duygularınızı kâğıda dökün. İçinizden geldiği gibi yazın, kelimeleri seçmeyin. Kâğıt ve kalemin tedavi edici gücü karşısında çok şaşıracaksınız.
ÇocuÄŸunuz olmadan stres atın: EÅŸinizle ya da yakın bir arkadaşınızla yemeÄŸe çıkarak, dinlendirici bir banyo veya yirmi dakika yoga yaparak, kısa bir meditasyon ya da gevÅŸetici bir egzersiz yaparak depresyonun ağırlığını üzerinizden atın ve hayatınızı biraz yavaÅŸlatın.cılklar hem de yetiÅŸkinler için tedavi edici olabilir. SevdiÄŸiniz bir kaset ya da CD’yi dinlemeniz ikinizi de teskin edebilir.
Kucaklasın: Genelde kucaklaşma terapisi sinirleri gevşetebilir ve hiddet duygularını yok edebilir. En iyi sonucu almak için çocuğunuza sıkıca sarılın, onu kollarınızın arasına alın ve gözlerinin içine bakın. Ama sakın bu terapiyi kucakta tutulmak istemeyen bir çocuğa karşı uygulamayın, bu çocuğunuzu da sizi de daha fazla öfkelendirmekten başka bir işe yaramayacaktır.
Bakış açınızı kaybetmeyin: Elinizin altında, bebeğinizin özellikle tatlı göründüğü bir anda çekilmiş fotoğrafını bulundurun ve sizi kızdırdığı zamanlarda hemen bu fotoğrafa uzanın. Çocuğunuzun yaramazlık ya da hırçınlık yaptığı bir anda ise gözlerinizi kapatın ve bebeğinizi en şirin halleriyle hatırlamaya çalışın. Örneğin size dondurmasından bir parça uzatırken, kızağın üzerinde size gülerken, çamaşırlarınızı katlamanıza yardım ederken, ya da bir melek gibi uyurken.
Ağlayacak bir omuz bulun: Eğer çocuğunuza çok sinirlenirseniz ve hiçbir şey size yardımcı olmuyorsa o zaman, iyi bir dinleyici olan bir arkadaşınızı ya da akrabanızı arayın ve içinizi dökün. Bunu çocuğunuz uyurken ya da dışarıdayken yapın.
Kendinizi aziz durumuna sokmayın: Kendilerine karşı iyi davranmaya zamanı olmayan ebeveynler, çocuklarına karşı da iyi davranamazlar. Eğer ebeveynliği aziz olmakla eşdeğerli görüyorsanız içinizde kin ve düşmanlığın birikmesine engel olamazsınız, bu da genelde kontrolünüzün kaybıyla sonuçlanır. Bu nedenle, kendiniz için de güzel vakit geçirmeye çalışmalısınız (bakınız sayfa 690).
Öfkeli anlarınızı unutmayın: Eğer sinirinizi bozan şeyi bilirseniz, kendinizi kontrol etmeyi de öğrenirsiniz. Sık sık sinirlendiğinizi düşünüyorsanız o zaman bunların yazılı bir listesini tutun. Böyle bir olaydan sonra kendinize gelince, olayın ne zaman olduğunu, tetikleyici faktörleri (özel bir konu, sizin ruh haliniz, çocuğunuzun ruh hali, kaçırdığınız bir öğün, ikinizin de yeterli uyuyamamış olması ve bunun gibi.) çocuğunuzun ve sizin yapmış olduğunuz hareketleri ve durumu nasıl çözdüğünüzü not edin. Böyle birkaç olaydan sonra notlarınızı okuyun ve durumları mümkün olduğu kadar tarafsızca değerlendirmeye çalışın. Neyi doğru yaptınız? Neyi yanlış yaptınız? Neyi daha iyi yapabilirdiniz? Eğer öfkeli davranışlarınızda benzerlik varsa (örneğin hep akşam saatlerinde, her ikiniz de acıktığında ya da yorulduğunda mı oluyor?) o zaman bunları önlemek için birtakım ipuçları elde etmiş olursunuz (siniriniz alevlenmeden önce bir sandviç yiyebilirsiniz ya da günün sonunda rahatlatıcı bir aktivite yapabilirsiniz). Acaba sizin bu tür sinirli patlamalarınıza sebebiyet verecek birtakım duygusal sorunlarınız mı var? Acaba hem ev işleri hem de mesleğiniz gibi iki görevi aynı anda üstlendiğiniz için mi sinirlisiniz? Ya da işte çalışmak isterken evde hapsolduğunuz için mi? Yoksa kendinize ya da bir başkasına sinirlisiniz de bunun acısını savunmasız çocuğunuzdan mı çıkarıyorsunuz? Çocuğunuzu gereğinden fazla mı kısıtladınız yoksa ona çok fazla olanak mı tanıdınız? Sinirleriniz mi bozuk ya da kendinizi depresyonda mı hissediyorsunuz?
Eğer durumu başarıyla analiz ettiyseniz soruna çare bulmaya çalışmalısınız. Eğer mesleğinizi çocuğunuz için feda ettiyseniz, part-time çalışarak işe geri dönebilirsiniz (bakınız sayfa 702). Eğer istemeden çocuğunuzun canını sıkan çok sıkı kurallar koyduysanız kurallarınızı biraz gevşetebilirsiniz (bakınız sayfa 111). Öfkenizin kökenini bulamıyorsanız ya da engelleyemiyorsanız o zaman çocuğunuzun doktoruyla, kendi doktorunuzla ya da bir terapistle konuşun (ama bunu çocuğunuzun önünde yapmayın). Profesyonel birinin yardımından da faydalanabilirsiniz.
Kendinizle ilgilenin: Vücudunuz için iyi olan zihniniz için de iyidir, sağlıklı bir yaşam iyi bir ruh sağlığını da beraberinde getirir. Gerekli
miktarda uyumaya gayret edin, doğru ve düzenli yemek yiyin (En İyi Olası Diyet kurallarını uygulamanın yanı sıra fazla şekerin bazı insanlarda huysuzluğa sebep olduğunu da unutmayın); alkol kullanmayın, (günde bir, iki bardak içki bazı kişiler için sorun olmayabilir, fakat aynı miktar bazılarında depresyona yol açabilir, zaten günde bir, iki bardaktan fazlası herkes için fazladır.1); bol bol egzersiz yapın (Egzersiz sırasında salgılanan endorfmler, kişinin moralini yükseltirler; 704. sayfada günlük programınıza dahil edebileceğiniz egzersiz tavsiyeleri bulunmaktadır.)
İyice ağlayın:Sizi bunaltan problemlerden kurtulmanın bir yolu da ağlayarak rahatlamaktır. Yapılan bilimsel çalışmalar sonucunda, ağlamakla depresyonu başlatan kimyasal maddelerin gözyaşları aracılığıyla vücuttan atılarak morali düzelttiği belirlenmiştir. Bu nedenle göz-yaşınızın akmasına izin verin. Mümkün olduğu kadar çocuğunuz uyurken ya da evin dışındayken ağlayın. Eğer mümkün olmazsa da endişelenmeyin, çünkü sizi ağlarken görmesi onun için zararlı olamaz; çocuğunuzun önünde ağlama konusunda daha fazla bilgi edinmek için bundan sonraki soruyu okuyun.
İyi bir kahkaha atın: Psikologlar, zorla gülümsense ya da gülünse bile insanın moralinin yükseldiğini saptamışlardır. Komik bir video kiralayın, aptal bir komedi izleyin, ya da gün içinde sık sık çocuğunuza gülümseyin. Bu ikiniz için de iyi olacaktır.
Yardıma ihtiyacınız varsa yardım isteyin:
Eğer moral bozukluğu dönemleriniz sık sık tekrarlanıyorsa, yukarıdaki öneriler bir işe yaramıyorsa, eğer üzüntünüz normal görevlerinizi (bir ebeveyn ya da birey olarak) aksatıyorsa, depresyonunuza uykusuzluk, iştah kaybı, kendinize ya da ailenize karşı olan ilgi azalması, umutsuzluk, çaresizlik, kendinize zarar verme hisleri eklenmişse veya kontrolünüzü kaybetme durumuyla karşı karşıya iseniz o zaman hem kendinizin hem de çocuğunuzun iyiliği için derhal bir profesyonelin yardımına başvurmalısınız. Ruh haliniz bulaşıcıdır, bu nedenle eğer moraliniz bozuksa, çocuğunuzun da morali bozulabilir, ki
1, Eğer bir, iki bardak içkiden sonra duramıyorsanız o zaman madde bağımlılığı konusunda yetkili bir danışmandan yardım almanız gereklidir.
bu da sonuçta onda büyüme, davranış, uyku bozukluğu yanı sıra diğer fiziksel ve duygusal bazı problemlerin oluşmasına sebep olabilir.
Talasemiler
12 Temmuz 2010 Yazan admin
Kategori Bebek Sağlığı
TALASEMİLER
Nedir? Hemoglobin (oksijen taşıyan alyuvarların önemli bir parçası) üretimi için gereken sürecin kusurlu olduğu bir grup kalıtsal anemi. En yaygın form olan talasemi B, kan ve genetik testlerde anlaşılan fakat semptom vermeyen talasemi minima ile çok şiddetli olan Cooley anemisi arasındaki formlarda görülür. Ağır hastalıkta bile bebekler doğumda normaldir ve sonradan gittikçe huzursuz, yaygaracı, soluk olurlar ve iştahları azalmaya başlar. Büyüme ve gelişme hızı yavaştır.
Ne kadar yaygındır? 100 çocuktan biri beta-talasemi taşıyıcısıdır ancak semptom görülmez.
Kimler yatkındır? Akdeniz kökenliler.
Sebebi nedir? Otozomal resesif kalıtım; çocuğun hasta olması için anne babanın ikisinde de resesif (çekinik) gen olması gerekir.
İlgili problemler. Kemik zayıflığı ve kırıklar; demirin aşın birikmesi (birçok sorun yaratır).
Tedavi/müdahale: Transfüzyonlar yapılır; ağır olgularda kemik iliği nakli denenebilir; bazen enfeksiyonun önlenmesi için profılaktik antibiyotikler verilir. Gerektiğinde demirin bağlanarak (kelasyon) vücuttan uzaklaştırılması gerekir.


